------------------14.08.2010-------------------------------------------------
11:40- Abdulkadir'in internet kafesinden Murat,A.Kadir ve ben durağa doğru hızlı adımlarla yürüyorduk.
11:50- 671 numaralı Buca otobüsüne bindik ve Murat'ın evine doğru harekete geçtik.
------------------15.08.2010-------------------------------------------------
00:40- Murat'ın evindeyiz henüz taksinin gelmesi için 1 saatten fazla zamanımız var.Uyku ve yorgunluk heyecanı bastırıyor.Hava çok sıcak.
01:45- Taksiyi beklemek üzere caddeye çıkıyoruz.20 dakika gecikmenin ardından konuşkan/yardımsever taksici ağabey nihayet geliyor ve havalimanına gidiyoruz.
02:10- İzmir Adnan Menderes Havalimanına geliyorum. Handeyle görüştükten sonra yerlerimizin yanyana ayırtıldığını öğrenip check-in'e giriyorum.Koltuk numaram 16A
04:00-Uçağa biniyoruz.Oldukça hızlandırılmış bir ikram servisinin ardından bize içecek vermeyi unutuyorlar.Ardından iki hostes ayrı ayrı içeceklerimizi getiriyorlar.İkincilerin gelmesinden 5 saniye sonra kabin amiri inişe geçtiğimizi ve masaların kaldırılması gerektiğini belirtiyor.İkinci içecekleri olduğu gibi geri veriyor THY'nin bu plansızlığına şaşırıyoruz.
05:45- İstanbul Atatürk Havalimanı'na iniyoruz.Uzun bir yürüyüşten sonra dış hatlara geliyor yurtdışı çıkış harcımızı ödeyip gümrük kontrolünden geçtikten sonra 226 no'lu çıkış kapısına doğru ilerliyoruz.Yine yorucu bir yürüyüş oluyor ve ardından boarding'e yaklaşık bir saat kala kapıya varıyoruz.
07:45- Yavaş yavaş uçağa doğru hareketleniyoruz.Uykusuzluk hat safhada,heyecanlanmamızı engelliyor.Bir Boeing 787...Oldukça lüks ve THY'den beklenen kalite burada kendini gösteriyor.Çoğunluğu uyuyarak geçen 4 saatlik yolculuğun ardından İngiltere'ye varıyoruz.
10:25 (Yerel saat) İngiltere Londra Heathrow havalimanına iniş yapıyoruz. Heyecan katsayısı giderek artıyor.Yine yorucu ve uzun sayılabilecek bir yürüyüşün ardından kontrol noktasına geliyoruz.Hint asıllı olduğunu düşündüğümüz sevimli bir amca kontrollerimizi yapıyor parmak izlerimizi alıyor ve ülkesine giriş yapmamıza izin veriyor. Sorunsuzca...
10:50 Valizlerimizi alacağımız noktaya geliyoruz.Bir çok valiz geliyor ama bizimkiler ortada yok.Uzunca bir bekleyişten sonra önce Hande'ninki daha sonra benim valizim geliyor ve yolcu çıkışına doğru ilerliyoruz.
11:20- Bir süre devam eden arayışlarımızdan sonra telefonun da yardımıyla bizi bekleyen taksicimizi buluyoruz ve onu takip etmeye başlıyoruz.İngilizcesi şaşırtıcı derecede zayıf. Otopark'ta bizi bekleyen Wolksvagen Sharan aracımıza binerek Cheshunt'a doğru yola çıkıyoruz.
11:35- Londra içlerindeyiz. Çok serin harika bir havası var. Bir başkent havasından uzak oldukça doğal yemyeşil bir şehrin yollarında keyifli ve gülümseyerek ilerliyoruz.Trafik bir noktada oldukça yoğunlaşıyor.Ve şoförümüzün navigasyon cihazının yardımıyla alternatif bir güzergahtan yaklaşık 1 saat sonra Cheshunt'a ulaşıyoruz.
12:45- Tesco Genel Merkezi'nin yeni binasının önünde aracımız duraklıyor. Kalacağımız evlerin anahtarlarını almak için Genel Merkez'in güvenlik masasına gidiyoruz. Zayıf ingilizcesiyle yaşlı siyahi bir amcaya durumu izah ediyoruz.O da başka bir siyahi amcaya haber veriyor ve ardından anahtarlarımızı alarak taksimize dönüyoruz.
12:55- 10 dakikalık bir yolculuğun ardından hafif zorlanarak Montayne Road üzerindeki Parkside Apartments'ı buluyoruz. O da ne. Anahtarım dış kapıyı açmıyor. Neyse ki Hande'nin anahtarıyla dış kapıyı açarak içeri giriyoruz.Eşyalarımızı bırakmak üzere odalarımıza doğru ilerliyoruz. 2 Numaralı oda benimki.Oda diyorum çünkü beklentim o yönde. Ancak bir dakika sonra fikirlerim tamamen değişiyor. Süper lüks bir daireyle karşılaşıyorum. HD televizyon deri koltuklar full ankastre mutfak çift kişilik son derece konforlu bir yatak...Aradığım her şey var...Şok olmuş bir biçimde Hande'nin odasına gidiyorum.Onunki de aynı...Hayretler içerisinde birbirimize bakıyoruz.Bunun bizim için fazla olduğunu defalarca dile getiriyoruz. Daha sonra dinlenme aşamasına geçmeden alışveriş yapmamız gerektiği konusunda anlaşarak kendimizi Cheshunt sokaklarına atıyoruz.
13:50- 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından gelirken gördüğümüz Tesco Metro Store'a ulaşıyoruz.Beklentimiz Kipa Express'le eşdeğer olduğu için girdiğimizde çok şaşırıyoruz.Oldukça büyük içerisi.Hipermarket konsepti olarak değerlendirilebilir.Oldukça düzenli ve şaşırtıcı derecede ucuz. Sepetimizi tamamen dolduruyoruz.Yemek için kızarmış tavuk göğüs eti alıyoruz kokusuna dayanamayıp...Eve doğru elimizde poşetlerle yorucu bir yürüyüşe başlıyoruz.İtalyan sosum dayanamayıp kendini atıyor kaldırıma ve pufff...İngiltereye ilk zararımı veriyorum.Neyse ki eve ulaşabiliyoruz.
16:00 Hande'nin odasında yemeklerimizi yedikten sonra odama geliyorum.İnterneti ve televizyonu keşfettikten sonra bir duş alıyorum.Daha sonra yatağa geçiyorum.Planım internette takılmak biraz...Ama ne mümkün...
---------------------Devamı gelecek--------------------------------------------------------